Sema PAKIR – Yeşil Kubbe

Yeşil Kubbe
Babam o akşam eve biraz geç gelmişti. Bu çok nadir olan bir şeydi. Zil çalar çalmaz yatak odasına saklanmıştım yine. Babamın gelip beni bulmasını bir buseye elindeki abur cuburları vermesini bekliyordum ki babam seslendi;
-“Sema nerede çabuk gelsin ona bir sürprizim var” dedi.
Sürpriz kelimesini duyduğum an babamın yanında aldım soluğu. Aman Yarabbi’m babamın kucağı rengarenk gıcır gıcır kitaplarla doluydu.

Henüz 5 yaşındaydım kendimce yazmayı bilsem de okumayı bilmiyordum. Fakat babamın bana kitap okumasından çok keyif alıyordum. Heyecanla elindeki kitapları masanın üzerine bıraktı babam. Fakat bir kitap vardı ki, sıkı sıkı göğsüne bastırıyordu. Önce beni kucağına aldı sonra göğsüne bastırdığı kitabı üç kere öpüp başına koydu. İri kahverengi gözleri yaşla dolmuştu. Kitabın kapağındaki resmi göstererek;
– “Burası neresi biliyor musun?” diye sordu.
-“Evet biliyorum burası Mevlana” dedim.
-“Hayır sarı manolyam burası Yeşil Kubbeli mescit, burası Medine. Efendimiz Peygamberimiz (s.a.v)’in Ravza…” dedi ve devamını getiremeden hıçkırıklara boğuldu bir anda. Kocaman babam çocuklar gibi ağlıyordu. Onu bu halde ilk kez görmüştüm ve son da olmadı.

Babamdan öğrendim kitapları sevmeyi, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v)’i güzide ashabını sevmeyi ama hiç ondan dinleyemedim Yeşil Kubbeyi. Ravza ile başlayan cümleler hıçkırıklarla devam etti hep. Damarlarımda dolaşan bu deli aşk, bu sonsuz hasret babamdan miras kaldı bana…

Bugün günlerden Ravza. Bugün günlerden Medine. Bugün günlerden Yeşil Kubbe.

Yıllar süren hasretin vuslat günü bugün. Babamın yarım kalan cümlesini tamamlamak için Mekke’den Medine’ye varmak üzere yola çıktık. Keşke ile başlayan nasip diye devam eden inşallahla nihayete eren cümleler kuruyorum.

Sevdanın en karasına tutulmuş Mekke dağlarını ardımızda bırakarak, çöllerdeki deve çiftliklerini seyre dalıyoruz.
Mekke’ye 2 saat uzaklıkta, Kızıl deniz kıyılarında, kasaba olmaktan yeni kurtulmuş Rabigh isminde küçük bir şehirde kısa bir mola verdikten sonra devam ediyoruz yolculuğumuza. Yarım saat sonra Ebva’ya varıyoruz ve iliklerimize kadar yetim kalıveriyoruz. Omuzlarımız düşüyor boğazımızda kuyruğa giriyor düğümler birbiri ardına. Arabamızdan inip ağır adımlarla ilerliyoruz. Çölün ortasında üzeri yeşil bir bezle örtülmüş bir kabir. Efendimiz Peygamberimiz (s.a.v)’in henüz 6 yaşında iken ahirete uğurladığı, meleklerin sırtını sıvazladığı Hz. Amine (r.a) annemin kabri başındayız. Kim derki asırlar geçmiş, sıcak bir kabir başında taze bir yastayız. Ölü kalplerimizin dirilmesi Hz. Amine (r.a) annemin sevinmesi için Fatiha’mızı İhlas’lara sarıp hediye ederek yolumuza devam ediyoruz. Çok geçmeden heybetli kızıl dağlar karşılıyor bizi kutlu Bedir’de. Dağların arasında yemyeşil hurma bahçeleri ve buz gibi sular fışkıran kuyularıyla ilklere şahitlik eden Bedir’deyiz. Kılıç seslerini duyar gibiyiz yaklaştıkça, kan kokusuna üşüşen akbabalar kol geziyor puslu semalarda.

İlk cihadsın Bedir, lakin son değilsin, ashabın kılıçla bıraktığı yerden kalemle devam ediyor şimdi Asım’ın nesli. Binlerce melek aydınlatıyor gök kubbeyi aydınlatıyor kararmış kalplerimizi ve devam ediyoruz yolculuğumuza. Heyecan dorukta,çok az kaldı Medine’ye az kaldı Uhud’a az kaldı Ravza’ya…

Medine girişinde beyaz bir gelin gibi karşılıyor Küba mescidi bizi. İki rekat namaz kılıp bir umre sevabımızı aldıktan sonra salavatlar eşliğinde giriyoruz Medine’ye. Defler hiç susmamış sanki Medine’de ,çocukların dilinde hala can buluyor taleal bedru aleyna. Yol kenarında ikişer üçer katlı dışları beyaz kireç sıvalı çerçeveleri yeşilli mavili mütevazi Medine evleri selamlıyor bizi. Otuz üçüncü tövbeyi istiğfardan sonra heyecanla açıyoruz gözlerimizi, minareler bir bir görünmeye başlıyor. Hadi hadi diyerek sağ koltuktan basmaya devam ediyorum gaz pedalına. Yok yok buradan göremeyiz diyerek pes etmek üzereyken tam karşımıza çıkıveriyor Yeşil Kubbe bütün heybetiyle. Aman Allah’ım bu şeffaflığı bu göz kamaştıran güzelliği bir tek Kabe’de görmüştüm. Hızla inip arabadan koşmaya başlıyoruz nurlu yollarda 25.kapıdan içeri adımımızı atarken sicim gibi bir yağmur başlıyor. Semanın gözyaşlarına eşlik ediyor sanki gökyüzü. Uzun boylu genç bir hanım(daha sonra can kardeş olacağım) hızla koşup elimden tutuyor. Çabuk ol ziyaret başladı, diyerek Mescidi Nebevi’nin içine çekiyor beni.

Hücreyi saadete yaklaştık derken 3 kadın yolumuzu kesip durun bakalım Fatiha talimi yapıyoruz siz verdiniz mi diyorlar. Öyle heybetle bakıyorlardı ki fazla direnemeyip veriyoruz Fatiha talimimizi. Aşkla koşuyoruz yeşil halılara. Boş bulduğumuz yerde kapanıyoruz hasretle secdeye. Asrı saadet iklimine yol alıyoruz. Dakikalar saatler geçiyor üstümüzden kime ne! Ya Nebi (s.a.v) nazlı nazlı gelip giriyorsunuz yine saadetli hücrenize…

Esselatü vesselamü aleyke Ya Rasulallah, Esselatü vesselamü aleyke Ya Nebiallah Esselatü vesselamü aleyke ya seyyidinel mürselin velhamdülillahirabbil alemin el fatiha meas salavat…

Sema PAKIR – Yeşil Kubbe” için 2 yorum

  • 28 Kasım 2018 tarihinde, saat 21:21
    Permalink

    Maşallah yine bizi alıp götürdünüz oralara. Yüreğinize sağlık.

    Yanıtla
  • 28 Kasım 2018 tarihinde, saat 21:51
    Permalink

    Sema hanım gidip göremediğimiz o mübarek toprakları böylesine güzel anlatıp içimize sanki oradaymışçasına hissettirdiğiniz için Allah razı olsun Allah hizmetlerinizi daim etsin

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir