Mümin Numan Munis ile Röportaj

Mümin Numan Munis kimdir, bize kendinizi tanıtır mısınız?
Galiba sorular içinde en zoru bu. 🙂 1985’te doğdu, üniversiteye kadar neredeyse Balıkesir şehrinin sınırlarından dışarı çıkmadı. Sonrası Kazakistan, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi. Beş sene Pîr-i Türkistan’ın dergahının bulunduğu, eski adıyla Yesi şehrinde kaldı. Hâce Ahmed Yesevi ve Yesevilik üzerine verdiği bitirme tezini yüksek lisansla derinleştirmek istedi. Bu sebeple üniversiteden sonra girdiği ve hala devam ettiği üniversite Konya Selçuk Üniversitesi.
Meslek olarak icra ettiği yayıncılığı Semerkand Dergisi’nde sürdürüyor. Ayrıca Semerkand radyo ve tv’ye katkı sunma çabasında. Emîr, Semerkand’dan Mostar’a Alperenler ve Hâce Ahmed Yesevî adlı üç kitabın yazanı. Yazdıkları hala bazı dergilerde yer alır.
Kedi sahibi ve iki oğula baba.

En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?
Hayal dediğiniz için söylüyorum bunu çünkü söylediğim zaman pek çok insan hamaset diyor. 🙂 En büyük hayalim, Roma’nın en büyük kilisesinin İslâm’a dönüşen mihrabında bütün müminlerle beraber namaz kılmak. Korkmayın, siz de hayal edin!
Gerçekleştirmek istediğiniz projeler dediniz; hala üzerinde çalıştığım kitaplar var. Bir tane de değil üstelik. Emîr’in devamı niteliğinde olan Komutan adlı bir kitaba çalışıyorum. Tasavvuf ehli şairleri ele aldığım çalışma bir diğer projem; hala yarım :s Yusuf ile Züleyha kıssasını biraz şiirsel bir üslupla kaleme aldığım bir kitap var ki, hala çalışıyorum üzerinde. Galiba gerçekleştirmek istediğim projeler hala üzerinde çalıştığım projeler.
Semerkand Radyo için hala hazırlamakta olduğum bir radyo tiyatrosu projesi var. İnşallah o da tamamlanır ve gerçekleşmiş olur diyelim. 🙂
Zihnimin bir kenarında da belgeseller var. Ayasofya hakkında… Nakşibendiyye özellikle Halidiyye büyükleri üzerine… Belki de bir gün nasip olur.

Şiir ve edebiyat dünyası ile tanışmanızı ve ilk yazınızı kaleme alma hikayenizi anlatır mısınız?
Yani, nasıl söylenir… Aşık oldum 🙂 Lisedeyken; hani delikanlılık çağıdır, başında kavak yelleri esiyor. Matematik ağır gelmiş; bünye aşık, tutacak bir dal arıyor. Sevmişsin, sevilmemişsin… Şiir iyi bir sığınaktı, ben de ona koştum. Acıları çoğaltmak için en iyi yöntemdir yazmak.
Tabi sadece yazmak değil, yazmaktan çok okuyorsun. Kitap, kitap, kitap… Sürekli kitap… Annem bir yandan baskı yapıyor; şu kitapları yavaş oku, ne para verip duruyorsun, öyle yazı şiir falan karın doyurmaz, sınavlara hazırlan, otur dersine çalış vesaire 🙂 Kurban olduğumun bu konu hakkındaki hiçbir öngörüsü tutmadı; arada hala hatırlatırım söylediklerini 🙂
Sonraları okumanın yanında yazmaya da başladım. Delice bir tutkuyla… Bazen birkaç gün boyunca, kendini perişan edene kadar… Mektuplar, günlükler, hikayeler… Tabi şiir çok daha özel bir dil. O yazılmaz, yazdırır kendini. Evet, ilhamdan bahsediyorum.
Yazıyorsun, çevren buna duyarsız kalmıyor. “Aaaaaa bu seferki gerçekten iyi olmuş, falanca yere gönderelim! Filanca sayfada senin şiir yayınlanmış! Şu dergide hikayenizi okumuştum. Bu radyoda şiirinizi seslendirdiler.” Böylece bir ırmağa girer gibi dahil oluyorsunuz
Özetle diyebiliriz ki galiba gönlüm gamın acısını yazarak çıkarmış.

Size göre yaşayan en iyi şair kimdir?
Sezai Karakoç. Yani bir tane söyleme hakkım olduğu için Sezai Karakoç dedim. İki tane deseydiniz İsmet Özel’i de eklerdim. Zıt ideolojideki insanlar bile onların şiirdeki şahaneliğini inkar edemez.

Okurlarımıza kesinlikle okumalarını tavsiye edeceğiniz kitaplar nelerdir?
Tabi okurun talip olduğu alana göre, zevke göre değişir kesinlikle tavsiye edilecek kitaplar. Fakat sorunuz üzerine aklıma ilk gelenleri sıralayayım;
Bizde bütün kitapların üstünde bir Kitab vardır ki, “Kerîm” olarak zikredilir. Evet, Kur’an-ı Kerîm’den bahsediyorum; öncelikle O’nun okunmasını tavsiye ederim.
Herkesin İmam-ı Gazalî’nin İhya’sını muhakkak okuması gerektiğini düşünüyorum.
Şiir için herhangi bir ayrımda bulunmayacağım. Şiir farklı bir durumdur çünkü. Necip Fazıl’dan Nazım Hikmet’e, Nurullah Genç’ten Ahmed Arif’e, Yavuz Bülent Bakiler’den Atilla İlhan’a, Cemal Süreya’dan Özdemir Asaf’a, Sezai Karakoç’tan Lale Müldür’e kadar pek çok şairin şiirine aşina biri olarak bu ayrımı yapmam zor.
Edebiyatta, klasiklerden Goethe’nin Genç Werter’in Acıları, bence muhakkak okunmalı. Gençlik eseri olmasına rağmen dehşete düşüren bir üslup gücü var. Aklıma ilk gelen buydu  Bunu sayarsak liste uzar.
Tarih derseniz, bugün piyasada akademik veya kurgu pek çok eser var. Okur dediğiniz için tarih romanı alanında düşünerek söylüyorum, Mehmed Niyazi hoca… ve Okay abi! Okay Tiryakioğlu.
Son olarak ekleyeyim; Seyyid Abdülkadir Geylanî’nin Fethur’Rabbanî kitabı başucumda durur. Kesinlikle tavsiye ederim; insanı silkeleyip kendine getiren bir yönü var.
Mevlâna Halid’in Dîvan’ını da ekleyelim… tamam bu sondu 🙂

Günlük yaşantımızda oldukça etkili olan sosyal medyanın size göre olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?
Bu husus müstakil bir seminer bile isteyebilir 🙂 Sosyal medyanın olumlu ve olumsuz yönlerini maddeler halinde sıralayacak olsak belki çok uzun olur. Fakat öte yandan yakınmalara veya tebriklere bakınca, bu konuda zannediyorum çok şey söylendi; ne söylesem klişe olacak gibi geliyor.
Sosyal medya günümüz insanının bir yandan bir tür zihin çöplüğü gibi kullandığı bir alan; öbür taraftan büyük iyilik organizasyonlarına zemin hazırlayan bir platform. Galiba ihtiyacımız bir sosyal medya ahlâkı geliştirmek…

Tavsiye ya da nasihat niteliğinde bizlere ve okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Böyle sorunca, nasihat ehlinin pek çoğumuz için aşina olan nasihatini hatırlatmak geldi içimden; “Sabırlı olmak lazım, halim olmak lazım.” Herkesin herkesi kışkırttığı bir çağa telkin edilen en güzel sözler…
Hayır ve dua temenni ederim. Allah muvaffakiyet versin.

Sevgili hocamız Mümin Numan Munis, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Rica ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir