İbrahim Baran: “Röportajda esas olan, tarihe not düşmektir…”

İbrahim Baran ile “Aklın Kırk Yolu” Kitabı Hakkında Röportaj

İbrahim Baran kimdir?
1984’te Denizli’de doğdu. Ankara’da 2006’da tamamladığı üniversite eğitiminin ardından Mostar Dergisi’nde çalışmaya başladı. 2012 yılına kadar geçen 5 yıllık süreçte dergide redaktörlük, editörlük ve yayın yönetmenliği yaptı. 2013’te aylık siyaset ve analiz dergisi Ajans’ta Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. 2009-2014 yılları arasında Radyo 15 ve Semerkand TV’de programcılık, danışmanlık, kültür yayınları sorumluluğu görevlerini üstlendi. Yazıları; Mostar, Semerkand, TRT Türk Dijital Dergi, TRT Haber Dijital Dergi, TÜMSİAD Ekonomi, Yerli Düşünce gibi dergilerde yayınlandı. Osmanlı Coğrafyası’nda İngiliz Derin Devleti ve bugüne kadar gerçekleştirdiği röportajlardan derlediği Aklın Kırk Yolu isimli iki kitabı bulunan yazar, TÜMSİAD Ekonomi Dergisi’nde yayın danışmanlığına, Fikirname Dergisi’nde yazmaya devam ediyor.

Genel yayın yönetmenimiz Raşit Özdemir yazar İbrahim Baran’la son kitabı Aklın Kırk Yolu hakkında konuştu.

İbrahim Baran: “Röportajda esas olan, tarihe not düşmektir…”

Raşit Özdemir: Öncelikle kitabın ismi hakkında konuşalım. Kitabın ismi ilginç. Neden Aklın Kırk Yolu? Aklın yolu bir değil mi?

İbrahim Baran: Zeka, kişinin tecrübesiyle, okumalarıyla, yaşadıklarıyla elde edilebilecek bir şey değil, Allah (cc) vergisi. Zeka ile akıl da aynı şey değil. Akıl kişinin doğru ile yanlışı ayırabilme yeteneği. Muhakeme edebilmesi, fikir yürütebilmesi… Bir kişi zeki olabilir ama zekasını kullanamıyorsa akıllı denmez. İnsan olgunlaştıkça aklı da olgunlaşır kemale erer. Yani tecrübe, birikim, deneyimler akıl için oldukça önemli. Doğru, “aklın yolu birdir” derler. Kırk akıl bir araya gelse bir tek doğruyu söyler. Kırk bin akıl da bir araya gelse aynı doğruya ulaşır. Bu kitapta, bugüne kadar yaptığım röportajlardan en önemlileri diyebileceğim kırkını bir araya getirdim. Okudukça fark edilecektir, kitaptaki kırk aklın da tek bir doğruyu işaret ettiği. Çok mühim başka röportajlar da vardı, ama kitap beş yüze yakın sayfayı bulunca onları dahil edemedik. Ve kitaba böyle bir isim koymuş olduk.

Raşit Özdemir: Derler ki; güzel sorunun çirkin cevabı, çirkin sorunun da güzel cevabı olmaz. Bu ikilem hakknda ne düşünüyorsunuz? Cevabın güzelliğini soru mu belirliyor?

İbrahim Baran: Güzel sorunun çirkin cevabı da olabilir bence. Sorunun güzelliği ya da çirkinliği soruyu soran kişinin tavırlarına, hatta zihniyetine göre değişebilir. Ayrımı güzel çirkin olarak değil, doğru yanlış olarak yapmak lazım galiba. Çok doğru bir soruyu, yanlış bir kişiye sorarsanız sorunun muhatabı o sorudan rahatsız olabilir. Dolayısıyla burada kişinin soruyu sorarken amacının ne olduğunu sorgulamak lazım. Herkes için değerli olan bir şeyi zihnine oturtamamış, onu yanlış gören bir kişi rahatsız edici bir şekilde o soruyu sorabilir. O sorunun muhatabı da sorudan rahatsız olursa tersleyerek cevap verir. Yani, sorunun veya verilen cevabın “doğru”luğu kişinin tavırlarından, karakteriyle alâkalıdır. Şu hakikati de hepten es geçemeyiz; sorunun muhtevası ve mantıklı olması da mühim. Dolayısıyla sadece doğru soru, yanlış soru; doğru cevap, yanlış cevap ayrımını soruyu soran kişinin karakteri, birikimi, soruyu sorma şekli, içerik olarak mantıklı bir düzene oturtmasına ve cevabı veren kişinin de aynı şekilde mantıklı bir cevap vermesine ve iyi niyetli olmasına bağlı olarak yapabiliriz.

Raşit Özdemir: Röportajı okunur kılan şey nedir? İçerik ya da röportaj yapılan kişinin kişiliği ne kadar önemlidir?

İbrahim Baran: Bir röportajı ya da herhangi bir metni okunur kılan şey, özellikle olayları 140 karakterle yorumlamaya kalktığımız (yakın bir zamanda 280 karaktere çıktı!) bugünlerde, kısa olmasıdır. Üzülerek ifade edelim ki, metnin içeriği ne olursa olsun, uzunsa -özellikle genç jenerasyon tarafından- artık okunmuyor. Kitaptaki röportajlarda da çok uzun cevaplar var. Fakat, yıllarca okuyarak edinebileceğiniz bilgilerin özeti diyebileceğimiz bu cevaplar, ne kadar uzun olursa olsun önemli. Herhangi bir konuyu en azından temel düzeyde anlayabilmek için “maalesef” 280 karakterden oluşan cümleler yetmez. “Hiç olmazsa konuya minimum düzeyde vakıf olalım” desek bile çok daha fazla okumak zorundayız. Röportajı yaptığımız kişinin ismi, röportajın konusu ve tabii ki içeriği mühim. Çok popüler bir isimle, alâkasız bir konuyu konuşursak, ortaya çıkan metnin ilgi çekmesini bekleyemeyiz. Çok popüler bir tıp profesörüne hiç ilgilenmediği bir konuyu, mesela bir futbol maçını yorumlatmaya kalkarsak nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalacağımızı ve o röportaj metninin ne kadar okunacağını bir düşünün. O nedenle, metnin okunurluğu açısından röportajı yaptığımız kişi kadar, röportajın konusu ve içeriği de oldukça mühim.

Raşit Özdemir: Röportaj yaptığımız kişinin doğru kişi olduğunu nasıl anlarız? Konuşmadan önce neye bakmamız lazım? Eğitim düzeyine mi, tecrübesi mi ya da inandığı değerlere mi?

İbrahim Baran: Öncelikli olarak kişinin yaptığı çalışmalara bakmak gerekir. Sultan II. Abdülhamid’le ilgili bir röportaj yapmak istiyorum, diyelim. Benim için esas olan şey, konuyu en iyi bilen kişiyi bulmaktır. Sultan II. Abdülhamid’i ve dönemini en iyi bilen kişilerden biri Prof. Dr. Metin Hülagü’dür. Öncelikli olarak onunla konuşmak isterim. II. Abdülhamid’le ilgili çalışmış, geçtiğimiz günlerde de II. Abdülhamid Şiirleri Antolojisi’ni yayınladı, iki cilt. Türk Tarih Kurumu eski Başkanı. Mesela Divan Edebiyatı ile ilgili konuşmak istersem, konunun duayenlerinden Prof. Dr. İskender Pala’nın kapısını çalarım. Yahut Osmanlı Ekonomisi ile ilgili Mehmet Genç hoca ile konuşmak isterim. Tabiatıyla, ilk olarak bakılması gereken şey röportajın yapılacağı kişinin konuya ilişkin vukufiyetidir. Onun temel kıstası da ortaya koyduğu eserlerdir, yazdığı makaleler, yaptığı çalışmalar, çıkardığı kitaplardır. Bir de ben, konuyu en iyi bilen isimlerden şahsen tanıdığım birisi varsa öncelikle onu tercih ederim. Çünkü tanımadıgınız biriyle röportaj yaptığınızda, sorduğunuz sorulara ne gibi tepkiler vereceğinizi kestiremeyebilirsiniz. Şayet yoksa da ben her zaman konuyu konuşabileceğim en yetkin kişilere ulaşmayı düstur edinirim.

Raşit Özdemir: Soru soranın yeterliliği ne olmalı? Belli bir eğitim alması gerekiyor mu yoksa hevesli ve istekli olması yeterli mi?

İbrahim Baran: Sadece hevesli olmak yeterli değil. Soru sormak aslında basit bir şey gibi görünse de aslında bir sanattır. Her şeyden önce konuşmak istediğiniz konuya ilişkin temel düzeyde bilgi sahibi değilseniz ne soracağınızı bilemezsiniz. Muhatabınız konuyu bilmediğinizi farkederse, verimli bir röportaj ortaya çıkmaz. Onun için, röportaja gitmeden önce konuşulacak şeyle ilgili okumalar yapmak gerekir. İdeolojik olarak çok başka yerlerde olsak da çalışmalarına saygı duyduğum gazeteci Hulki Cevizoğlu, televizyonlarda uzun yıllar Ceviz Kabuğu isimli bir program yaptı. Her hafta konuk edeceği kişilerin kitaplarını satır satır okuyarak, yazarları terletecek türden, konuyu derinlemesine irdeleyecek sorular soruyordu. Böyle yapmak lazım bence. Diğer türlü, röportajın süresi uzadıkça soru soran kişinin bilgi düzeyi ortaya çıkar konuşmanın seyri bambaşka bir noktaya doğru evrilebilir.

Raşit Özdemir: Kitabınızda öğrenmenin klasik iki yolu olduğundan bahsediyorsunuz; gezmek ve okumak. Bir üçüncüsünün de sorarak öğrenmek olduğunu söylüyorsunuz. Klasik iki yolu yapmak herkes için mümkün olmuyor. Bu üçüncü yolu insanlara nasıl sevdirebiliriz?

İbrahim Baran: Çok gezen mi bilir çok okuyan mı derler. Bir kitabı açar okursunuz o kitapta size verilen kadar bilgi sahibi olursunuz veya bir yere gider gezersiniz orada gördüğünüz kadarını öğrenebilirsiniz. Ben Afrika’da 11 ülkeye gittim. Gittiğim yerlerde bize mihmandarlık edenler, tarihi bir yere götürüyor ve orada yaşanan tarihi olayları anlatıyor. Ancak tek başıma kalksam ve hiç bilmediğim bir coğrafyaya gitsem, yanımda da bir mihmandar olmasa, öylesine bakar ve hiçbir şey anlayamadan dönerim. Çok uzağa gitmeye de gerek yok, Topkapı Sarayı’na gezmeye gidiyoruz. Mekanın tarihi ile ilgili hiçbir şey bilmeden ve yanımıza bilen birini almadan gezmeye kalksak öylesine bakıp dönmüş oluruz. Fakat yanımızda Prof. Dr. İlber Ortaylı olsa, belki iki üç gün içerisinde sarayla ilgili enteresan ve satır aralarında kalmış pek çok bilgiyi öğreniriz. Şunu söylemeye çalışıyorum: Sadece gezmek ya da sadece okumak yetmiyor. Hatta bence kendi kendimize okumanın ve yaptığımız okumalara ilişkin seyahatlerin ikisi birden de mevzularla ilgili temel bilgilere sahip olmaya yetmeyebiliyor. Sonuç olarak, ilgilendiğimiz meselelere yıllarını vermiş insanların bilgi düzeylerini yakalamak imkansız. İşte okuyarak ve gezerek elde ettiğimiz bilgilerden belki daha fazlasını o kişilerle konuşarak elde edebiliriz. Çünkü, atladığımız, önemsemediğimiz ve meselenin özü denilebilecek bazı detayları o kişilerle yaptığımız söyleşilerden öğreniriz. Tabi şunu da unutmamak lazım, az önce de söylediğim gibi sormadan önce okumak, sormak ve sonra öğrenmek… Bunların neticesinde meselenin zuhur ettiği yerlere yapacağımız geziler, bilgilerin hepten pekişmesine vesile olacaktır. Yani, sormayı sevdirmek için önce okumayı teşvik etmek ve sonra da ortaya konulan kaliteli eserlerle örnek olmak gerekir.

Raşit Özdemir: Bugüne kadar pek çok röportaj yaptınız. Unutamadığınız anılar var mı?

İbrahim Baran: Elbette. Uzun yolculukların ardından konuşacağımız yere ulaştıktan sonra tam röportaja başladığımız anda kayıt cihazının bozulması, Arap Baharı sürecinde konuştuğumuz Prof. Dr. Samir Salha hocamızın asıl darbeyi Mısır’da beklediğini söylemesi ve tam 4 gün sonra Mısır’da darbenin gerçekleşmesi, 15 Temmuz hain darbe girişiminden 1 gün önce Ankara’da gerçekleştirdiğimiz röportajda emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in çok yakın zamanda FETÖ’nün darbe girişiminde bulunacağını tahmin ettiğini ifade etmesi ve 1 gün sonra darbe girişiminin gerçekleşmesi gibi ilginç anılar var. Ancak beni hayatın geneli anlamında en çok sarsan şey ölümdür. Kitapta yayınlanan bazı röportajları gerçekleştirdiğim, Prof. Dr. Vural Altın, Prof. Dr. Orhan Okay, Mehmed Niyazi, Prof. Dr. Fuat Sezgin gibi hayata veda eden kıymetli isimlerle konuşmuş olduğum için kendimi nasipli hissediyorum. Kitaba alamadığımız, inşallah ileride derlemek istediğim başka bir kitapta yayınlamayı arzuladığım bazı röportajlar var. Orada da yakın tarihimize damga vurmuş isimler bulunuyor. Hepsine rahmet olsun. Herhalde yaptığım çalışmanın en önemli sermayesi bu söyleşiler olsa gerek.

Raşit Özdemir: “Keşke röportaj yapabilseydim” dediğiniz kişiler var mı?

İbrahim Baran: Tabii ki. Mesela, Kudüs’ü haçlı bozgunundan nasıl kurtardığını Selahaddin Eyyübi’den, Malazgirt Savaşı’nda neler yaşandığını ve Anadolu’ya ilk adım attığından neler hissettiğini Sultan Alparslan’dan, İstanbul’un fethini Fatih Sultan Mehmed’ten, Ortadoğu coğrafyasında nasıl bu kadar dirayetli bir hükümdar olunabildiğini Yavuz Sultan Selim’den, Şehzade Mustafa olayını Kanuni Sultan Süleyman’dan, Yeniçeri Ocağı’nın neden kaldırıldığını Sultan II. Mahmud’tan, 1909 baskınına neden tepkisiz kaldığını Sultan II. Abdülhamid’den, sürgünde neler yaşadığını ve kendisine bu durumu reva görenlerle ilgili neler düşündüğünü mazlum padişahımız Sultan Vahdettin’den dinlemeyi çok isterdim. Yakın tarihimizle ilgili olarak, Mustafa Kemal Paşa’yla İsmet Paşa hakkındaki düşüncelerini, İsmet Paşa’yla 60 darbesinin gerçeklerini, Adnan Menderes’le sürgünde geçirdiği yılları ve çok acı bir şekilde idam sehpasına giderken neler hissettiğini, Turgut Özal’la kendisine düzenlenen suikastla ilgili gerçekleri ve arkasında kimler olduğunu, Mehmet Fuat Doğu’yla Türk derin devletinin kuruluş kodlarını, Ahmet Cem Ersever’le 1980’li yıllarda başlayan ve 90’larda zirveye çıkan Kürt meselesinin aslını ve Hiram Abas’la ASALA operasyonlarını uzun uzun konuşmak isterdim.

Raşit Özdemir: Peki, kitabın devamı gelecek mi?

İbrahim Baran: Elimde yayınlanacak pek çok röportaj metni var. Öyle zannediyorum ki üç dört kitap daha çıkabilir. Tabi, yalnızca benim talebimle olmuyor. Yayınevlerinin ve okurların ilgisi önemli. İlerleyen süreçte Allah ömür verirse kayıt altına almak için, elli yıl, hatta yüz yıl sonra biri kütüphaneye gittiğinde alıp okuduğunda bugünün meseleleriyle ilgili bilgi sahibi olsun, “Allah razı olsun” desin diye yapıyorum bu çalışmaları. Onların haricinde önümüzdeki bir yıl için üzerine çalıştığım yeni bir kitap bulunuyor. Türkiye’nin güzide yayınevlerinden biriyle de prensip olarak anlaştık. Vakit buldukça ona çalışıyorum. İnşallah bir aksilik olmazsa yayınlamayı düşünüyoruz. Yine elimde hazır olan ve emekli istihbaratçılarla gerçekleştirdiğim röportajlar var. Onlara yenilerini de ekleyerek bir kitap hazırlamak istiyorum. Zira tarihe not düşmek gerekiyor.

Raşit Özdemir: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz, bizim için çok keyifli bir röportaj oldu, diğer kitaplarınızı heyecanla bekliyoruz.

İbrahim Baran: Ben de teşekkür ederim. Benim için de öyle.

.

İbrahim Baran: “Röportajda esas olan, tarihe not düşmektir…”” için 4 yorum

  • 15 Ocak 2019 tarihinde, saat 18:18
    Permalink

    Dolu dolu bir röportaj olmuş, elinize sağlık

    Yanıtla
  • 15 Ocak 2019 tarihinde, saat 18:40
    Permalink

    sababet.net büyük işler yapıyor, bu ailenin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum

    Yanıtla
  • 15 Ocak 2019 tarihinde, saat 18:46
    Permalink

    Güzel bir röportaj olmuş, Ibrahim Baran beye de bu güzel kitap çalışması için teşekkür ederim

    Yanıtla
  • 16 Ocak 2019 tarihinde, saat 02:01
    Permalink

    Güzel bir röportaj olmuş. Emeğinize sağlik. Ibrahimiz Baran hocamizi severek, bilgilenerek, ilgiyle takip ediyoruz.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir